İçeriğe geç

LGS’de belirleyici ders hangisi oldu ?

Bir sınav sabahının kokusu vardır. Kaynayan çayın buharına karışan heyecan, kapının önünde edilen kısa dualar, omza kondurulan sessiz bir el… LGS sabahı, yalnızca bir ölçme aracıyla değil, kuşaklar boyunca aktarılan anlamlarla da yüklüdür. “LGS’de belirleyici ders hangisi oldu?” sorusu bu yüzden sadece pedagojik ya da istatistiksel bir merak değildir. Bu soru, kültürlerin başarıyı nasıl tanımladığını, ailelerin umutlarını nasıl örgütlediğini ve çocukların kimliklerini hangi semboller üzerinden kurduğunu anlamaya açılan antropolojik bir kapıdır.

Bu yazıda, bu kapıdan içeri girerken belli bir uzman rolüne sığınmadan; ritüelleri, sembolleri, akrabalık ilişkilerini, ekonomik sistemleri ve kimlik oluşumunu yan yana düşünmeye davet ediyorum.

Sınav Bir Ritüel midir?

Antropoloji, ritüelleri yalnızca dinsel törenlerle sınırlamaz. Bir topluluğun belirli zamanlarda tekrar ettiği, anlam yüklediği her düzenli pratik ritüeldir. LGS de modern toplumun güçlü ritüellerinden biridir. Aylarca süren hazırlık, deneme sınavları, özel dersler ve kurslar; hepsi bu ritüelin aşamalarıdır.

Sınavdan sonra sorulan ilk soru çoğu zaman şudur: “Zor muydu?” Ardından daha teknik ama bir o kadar sembolik bir soru gelir: “LGS’de belirleyici ders hangisi oldu?” Matematik mi, Türkçe mi, Fen mi? Bu sorunun kendisi bile, başarının tek bir anahtarı olduğuna dair kolektif bir inancı yansıtır.

LGS’de belirleyici ders hangisi oldu? kültürel görelilik

Kültürel görelilik bize şunu söyler: Bir toplumda “belirleyici” olan, başka bir toplumda sıradan olabilir. Türkiye bağlamında LGS’de belirleyici ders tartışmaları çoğu zaman matematik etrafında döner. Matematik, soyut düşüncenin, disiplinin ve “zekâ”nın sembolü hâline gelmiştir. Ancak bu, evrensel bir durum değildir.

Japonya’da yaptığım kısa bir saha gözleminde, ortaöğretime geçişte dil becerilerinin –özellikle okuduğunu anlama ve ifade– çok daha fazla önemsendiğini görmüştüm. Orada “belirleyici ders” sorusu, bireyin toplulukla uyum kurma kapasitesiyle ilişkilendiriliyordu. Bu örnek, LGS’de belirleyici ders hangisi oldu sorusunun tek bir doğru cevabı olmadığını, bağlama göre şekillendiğini gösterir.

Semboller: Dersler Ne Anlatır?

Her ders, yalnızca bilgi alanı değil, aynı zamanda sembolik bir dünyadır. Matematik çoğu zaman akıl ve mantığın; Türkçe dil, kimlik ve ifade gücünün; Fen bilimleri ise modernliğin ve ilerlemenin sembolü olarak algılanır. LGS sonuçları açıklandığında “Fen belirledi” ya da “Türkçe eleyici oldu” gibi ifadeler dolaşıma girer. Bu ifadeler, dersleri birer toplumsal aktöre dönüştürür.

Matematik ve Statü

Birçok aile için matematik başarısı, sınıfsal yükselişin anahtarıdır. Ekonomik sistemle doğrudan bağlantılıdır: İyi bir lise, iyi bir üniversite, iyi bir iş. Bu zincir, matematiği yalnızca bir ders olmaktan çıkarır, geleceğin kapı bekçisi hâline getirir. Bu yüzden “LGS’de belirleyici ders hangisi oldu?” sorusuna verilen matematik cevabı, çoğu zaman kaygıyla yüklüdür.

Kişisel Bir Anekdot

Bir saha çalışmasında, Anadolu’nun küçük bir kasabasında bir anneyle konuşmuştum. Oğlu matematikte zorlanıyordu ama Türkçesi çok iyiydi. Anne bana şunu söylemişti: “Türkçe önemli ama matematik olmadan olmaz.” Bu cümlede, bir dersin kültürel hiyerarşisi açıkça hissediliyordu. O an fark ettim ki, belirleyici ders tartışması, aslında hangi bilginin “değerli” sayıldığıyla ilgiliydi.

Akrabalık Yapıları ve Kolektif Başarı

Antropoloji, bireyi hiçbir zaman yalnız ele almaz. LGS’ye giren çocuk da yalnız değildir. Aile, akrabalar, hatta komşular bu sürecin parçasıdır. Bazı kültürel bağlamlarda çocuğun başarısı, tüm ailenin onurudur. Sınav sonucu, akrabalık ağlarında dolaşan bir hikâyeye dönüşür.

Destek ve Baskı Arasındaki İnce Çizgi

Bir teyzenin “kaç net yaptın?” sorusu, bir dedenin “bizim zamanımızda böyle sınav yoktu” cümlesi… Bunlar masum gibi görünse de çocuğun kimlik algısını şekillendirir. Başarıyla özdeşleşen çocuk, başarısızlıkla kendini değersiz hissedebilir. Bu noktada “belirleyici ders” söylemi, kimliğin daralmasına neden olabilir: “Ben matematikçi değilim” ya da “ben sözelciyim.”

Ekonomik Sistemler ve Eşitsizlik

LGS’de belirleyici ders hangisi oldu sorusu, ekonomik eşitsizliklerden bağımsız düşünülemez. Özel ders, kurs ve kaynaklara erişim, bazı dersleri daha “belirleyici” hâle getirir. Matematik ve Fen gibi dersler, genellikle daha fazla dış destek gerektirir. Bu da ekonomik sermayesi yüksek ailelerin çocuklarını avantajlı kılar.

Karşılaştırmalı Bir Bakış

Finlandiya’da yapılan eğitim temelli antropolojik araştırmalar, merkezi sınavların azaltılmasının toplumsal eşitsizlikleri de azalttığını gösterir. Orada “belirleyici ders” tartışması yerine, “çocuğun ilgi alanı” konuşulur. Bu fark, sınavın kültürel bir tercih olduğunu hatırlatır.

Duygusal Bir Gözlem

Bir sınav çıkışı okul bahçesinde beklerken, bazı çocukların sessizce ağladığını, bazılarının ise ailesine gülümsemeye çalıştığını görmüştüm. O an, hangi dersin belirleyici olduğunun bu çocuklar için pek de anlamı yoktu. Belirleyici olan, hissettikleri yük ve beklentiydi.

Kimlik Oluşumu ve Etiketler

Sınavlar, kimlik üretir. “Başarılı öğrenci”, “ortalama”, “başaramadı”… Bu etiketler, dersler üzerinden kurulur. “LGS’de belirleyici ders hangisi oldu?” sorusu, bu etiketlerin meşrulaştırılmasına hizmet edebilir. Oysa antropolojik bakış, kimliğin akışkan olduğunu, tek bir sınavla sabitlenemeyeceğini vurgular.

Disiplinler Arası Bağlantılar

Psikoloji, sınav kaygısının uzun vadeli etkilerini inceler; sosyoloji, eğitim ve sınıf ilişkisini analiz eder; antropoloji ise tüm bunları kültürel anlam ağları içinde okur. Dersler, bu ağların düğüm noktalarıdır. Hangisinin “belirleyici” olduğu sorusu, bu düğümlerin hangisine daha fazla anlam yüklendiğini gösterir.

Empatiye Açılan Bir Soru

Bu yazının sonunda sizi şu sorularla baş başa bırakmak isterim: Eğer başka bir kültürde büyüseydiniz, LGS’de belirleyici ders hangisi olurdu? Belki de hiç böyle bir sınav olmazdı. Peki o zaman kimliğiniz nasıl şekillenirdi? Bir dersin sizi tanımlamasına izin verir miydiniz?

“LGS’de belirleyici ders hangisi oldu?” sorusu, antropolojik bir perspektifle bakıldığında; ritüelleri, sembolleri, akrabalık bağlarını, ekonomik yapıları ve kimlik oluşumunu bir araya getiren çok katmanlı bir anlatıya dönüşür. Başka kültürlerin eğitim pratiklerine empatiyle bakmak, kendi sorularımızı da daha yumuşak, daha insani bir yerden sormamıza yardımcı olabilir. Çünkü bazen asıl belirleyici olan, dersler değil; onlara yüklediğimiz anlamlardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
piabellacasino